Mahmut Coşkun Otobiyografi

Mahmut Coşkun’un Kendi Kaleminden Yaşam Hikayesi

Çilem

Aslım Polatlı.1 Hacı Efendilerden olarak, 13.. doğumlu Mustafa Coşkun mahdumlu olarak, 29.8.1930’da Doğanşehir’de ikiz olarak dünyaya gelmiştir. Kardeşimin ismine Mehmet, benim ismime Mahmut ismini vermişler. 1932’de Doğanşehir’den Polat’a göç etmişiz. Polat’da ortaklık olarak ekincilik yaparak yuvasını geçindiriyor. Küflet basgını olarak çok müşkülat çekiyor. Nufus benim kaydımı 25 Ocak 1331 doğumlu olarak yazıyor. 1935’te beni askere istiyorlar. Küçük olduğumdan korkuyor, ağlıyordum. Büyük ağabeyim beni korkuturdu, ‘celp gelmiş, seni askere götürecekler’ derdi. Korka korka ağlardım. İkiz eşim biraz benden açık gözdü, korkmazdı. Kazâmız Akçadağ’dı. Polat Akçadağ’a (30) kilo metreydi. O zaman vesait yok idi, yaya gidilirdi. Babam ben yerime korkmayan kardeşim Mehmed’i götürdü. Akçadağ şubesinde heyete çıkarıyor. Küçük asker diye sevip yaşın küçüldürk… Babam doğruluktan ayrılmamak üzere ‘asker olan bu değil, bunun eşi’ diyor. O zaman heyet raporu bozuyor, ‘git onu getir’ diyorlar. ‘ağlıyor, hem de korkuyor’ diyor. ‘Annesiyle gelsin’ diyorlar. Zavallı babam saflığın esiri olarak Akçadağ’dan yola koyuluyor. Yaya (6) saat yol yürüyerek Polat’a geliyorlar.

Akşamleyin yatarak sabahleyin 4’te yola devam ediyoruz. Benim üzerimde uzun kaftan, ayağımda üstten bağlı kelik, eşekte ben biniliyim, babam yaya yürüyor. Kazâya vasıl olduk. Kazânın dışarısında Mustafa isimli bir eve misafir olduk. Ailesinin ismi Ayşe idi. Beni kucağına alarak sever okşardı. Kayısılar yeni yeni olmuşlar. Bana kayısı toplar verirdi. O gün o evde misafir olduk. Bana o kadar sevgi verirlerdi ki; dakika annemden ayrılmak istemediğim halde, beni o kadar seviyorlardı ki; annemi ara sıra hatırlıyorum. Akşam oldu, yemeğimizi yedik yattık. Sabahleyin kalktık. Babam benim elimden tutarak şubeye doğru ilerledik. Bir ara elimi bıraktı. Babam önden ben arkasından yürürken birden babamı kaybettim ve ağlamaya başladım. Babam da beni ardında göremeyince o da şaşıyor, aramaya başlıyor ve nihayet beni ağlarken buldu. Bana kızdı, ‘senin yüzünden amma çile çekeceğim’ dedi. Postal keliğim ayağımdan çıkmıştı, keliği giydirdi. Şubeye vardık. Beni pencerenin içine oturttular. ‘Küçük asker’ diye beni sevmeye başladılar. Halbuki o kadar korkuyorum, adımı soruyorlar korkumdan ses bile çıkaramıyorum. Şube amiri babamdan sordu ‘bu çocuk ne zaman dünyaya geldi’ diye. ‘‘Efendim ben harman sürerken bana müjdeci geldi ki ‘birinci oğlun oldu’ diye’’. Babam şunu söyledi ‘‘rüyamda gördüm bir daha oğlum olacak diye müjdeciyi geri eve gönderdim. ( ) saat sonra geri geldiler ki bir oğlun daha dünyaya geldi dediler. Sonradan gelen çocuk da işte bu’’. O anda ben kendimi tutamıyorum, titriyorum sanki kara kışta yaşıyormuş gibi. Şube amiri eliyle yüzümü sıkıyor, ‘korkma oğlum’ diye bana teselli veriyor. Ama fayda vermez, korku içime yerleşmiş. 29.8.1930 doğumlu olarak beni kayıt ettiler. Babam beni aldı misafir olduğumuz eve geldik. Güneş aşmak üzereydi yine. O iyi abla bizi yemekledi. Burda kalmamız için babama çok rica etti. Babam ‘muhakkak gitmemiz lazım’ dedi ‘çünkü annesi merak eder’ dedi. Beni eşeğe bindirdi yaya yola devam etmeye başladık.

Gece güzel, mehtaplı, ıssız bir yazda Polat’a doğru devam ediyoruz. Koca koca dağlar önümüze geliyor, ağaçlar, dereler… O kadar korkuyorum ki gözüm önüne gelen karaltıyı yırtıcı bir yabani hayvan zannediyor, korkumdan kendi kendime mırıldanıyordum. Babam bana soruyordu ‘ne oluyor oğlum?’ diye. ‘Üşüyorum’ diyordum, babam da benim korktuğumu anlayarak ‘oğlum, korkma evimize az kaldı’ diye teselli veriyordu: ‘işte evladım, burası Karadut’ diyordu,2 ‘bu gördüğün dağ Adatepe’ diyordu;3 ‘işte oğlum Polat göründü’, ‘Holuklu’ya geldik’ diyordu.4 Mevsim yaz mevsimi, cıvıl cıvıl çocukların sesini duyunca kendimi topladım, o zamana kadar can bende yok idi. Korkumdan kendimi bilmiyordum. Eşeğin üzerinde kendimi öyle zannediyordum ki, o mehtaplı gecelerde çocuklar sokaktan sokağa koştukça ben de çocuklarla koşuyorum diye eşeğin üzerinde sıçrıyordum. Gece saat 10-11 aralarında vardık. Meraktan uyumayan beni bağrına basarak ‘benim canım küçük askerim’ diye gözlerinden sevinç yaşları dökerek ağlamaya başladı. Ben şunu söyleyebildim, ‘anneciğim ağlama, artık asker olmayacağım’ diye annemi teselli ettim. Ağabeyim ve ablam kalktılar, onlar da beni sevdiler. Vakit çok geçmişti, yattık, sabahleyin kalktık. Ağabeyimle ablam biraz muzipti. Havada uçak geçerken derlerdi ‘celp bırakmış Mahmut’u, askere götürekmiş’ diye söylerlerdi. Ben korkumdan ağlardım. Annem ağabeyime kızardı, ‘çocuğu korkutmayın’ derdi. Bir de zabıta memurundan korkardım. ‘Zabıta memuru Kizir Memo geliyor’ deyince evin içinde en gizli yer nere ora saklanırdım.

Şerife günüydü. O gün şube memurları Polat’a gelmişler. Polat’ın meşhur içli dolma köftesi ve sütlü yağlı ekmek yaparlar, onun ismine kınalı ekmek denir. Çörek yaparlar, süt, yağ, un ve çörek otu ile yapılır. Yemeği yiyoruz. Annem de kınalı ekmekle çörek yapıyor. Kapı dövüldü. Kapıyı ağabeyim açtı. Zabıta memuru bu saatte ne geziyordu? Bende şafak attı. ‘Mustafa Dayı, şube memurları geldi, çocuğu istiyorlar’ dedi. ‘‘Kahvede ‘çocuğu alın getirin, hemen sevk edeceğim’ diye beni gönderdiler’’. Yarın bayram, hep birden ağlamağa başladık. Babam dedi ‘oğlum senin elinden ne çile çekecek’, o zaman anladım ki benim çilem çok. Babam beni dalına aldı, kahve bizden 10 dakikaydı. Kahveye vardık, ben durmadan ağlıyordum. Beni sandalyeye oturttular, ayağım havada sallanıyor. Ünümün yettiği kadar avazla ağlıyordum. Kahvedeki müşterileri benim ağlamam rahatsız ediyordu. Çay verdiler içmedim, ağlamaya devam ediyordum. O anda bana para verdiler. Paranın nasıl olduğunu bilmezdim. Gözümün parıldayan yaşlarını silerek paraya baktım. Rengi sarı, üzerinde kabartma söğüt yaprağı vardı.Ortasında ,0, şeklinde bir sıfır vardı, eski yazı beş kuruş demekmiş. Benim hiçbir şey gözümde yok. Anne ve babasız, ağabeysiz, ablasız, bayram yapacağım diye ağlamaya devam ediyordum. Olmadı imkanın bulamadılar, babama dediler ‘al bunu annesine götür’. Babam beni sırtına alarak eve döndük. Çarşıda giderken babam, ‘O parayı ver’ dedi. Aldı cüzdanın içine koydu. Eve geldik ama daha hıçkırık beni teklemiyor. Yaslı geçen bayramımızın daha şen ve daha neşeli geçeceğine kani olmuştum. Ağlamakla her arzuma muvaffak olmuştum. Çocuk şeker bayramının, bizi sevindiren annelerin, babaların huzurlarına çıkarak, el öperek şeker, çerez, çocuk sevindirici yiyecek ve oyuncaktan toplayarak küçük askerliğimin babama çektirmiş olduğu çilem ve benim çilem.

  1. Bugün Doğanşehir’in bir mahallesi olan tarihi Polat kasabası ilçenin kuzey batısında olup Akçadağ’a doğru uzanmaktadır. ↩︎
  2. Karadut: Doğanşehir’in Gövdeli Mahallesi içinde yer alan küçük yerleşim birimi. ↩︎
  3. Adatepe: Polat’ın doğusunda yer alan bir tepe, Satıl Tepesi olarak da bilinir. ↩︎
  4. Holuklu (Oluklu): Polat’da şimdiki Ülger mahallesi içerisinde bir yer. ↩︎